Yazar · Sistem Geliştirici

Kültür odaklı dijital deneyimler tasarlıyor.

01   Oku

Karalama
Defteri.

[TR]

Sallanan Muhammed

Annesi öldükten sonra Muhammed’in sallantısı arttı. Ne yana dönse, şehirden yükselen uğultu kulaklarının içinde çınlıyordu: yalanlar, haksızlıklar, yetim malına uzanan eller… Durulacağını sanıp dağa kaçtı. Günler geçti, haftalar geçti… Dağ rüzgârlarıyla konuştu, taşların sessizliğine yaslandı. Meczup oldu sonunda.

Bir gün dağ yolunda yürürken, bir çocuk gördü. Çocuğun elinde kırık bir tahta at vardı. Muhammed selam verdi, çocuk hiç dönmedi. Sonra fark etti ki, çocuk bir gölgeydi; annesinin sesinden arta kalmış, dağlarda yankılanan bir anı.

Domuzlarla arası başta iyi değildi. Mesele hayvanların vahşiliği değil, tam tersine, bu “mundar” sürüsü Muhammed’e açıklanamaz bir sadakat taşıyordu. Ne zaman huşu içinde sallansa, mağaranın önünde toplanan domuzlar da aynı ritimde kafa sallıyordu.

Muhammed’in gözleri göğe çevriliydi, ayet bekliyordu.

Domuzların gözleri yere çevriliydi, mantar bekliyordu.

Bir sabah, sol kulağı kopuk yaşlı domuz, mağaranın önüne bir taş yuvarladı. Taşın üzerinde yosun vardı. Domuz, taşın üstünü burnuyla sıyırdı, yosunu yedi ve Muhammed’e baktı. O an Muhammed, bu hayvanın bile taşın hakkını gözettiğini düşündü.

Bir sabah sallantı öyle şiddetlendi ki, Muhammed görünmez bir rüzgârda savrulan çınar gibi yana devrilip doğruldu. Aşağıdaki şehirde, muhtemelen birileri yine harama el uzatmıştı.

Gözlerini açtığında, domuz ordusunu gördü. Hepsi arka ayaklarının üstünde çökmüş, huşu içinde ona bakıyordu.

“Gidin başımdan!” diye kükredi. “Siz bana yasaksınız! Siz sınavsınız! Gidin!”

Domuzlar kıpırdamadı.

Yaşlı olan burnunu kaldırdı, boğuk bir sesle hırıldadı:

> “Nereye gidelim ya Muhammed? Aşağıdakiler birbirini yiyor. Bize yer kalmadı, en helal yer senin yanın.”

Muhammed’in sallantısı durdu. Bu domuz konuşmuş muydu, yoksa kendi zihninde yankılanan bir ses mi, çamura bulaşmış bir vahiy mi?

“Siz pissiniz,” dedi Muhammed, ama sesi titriyordu.

> “Ben temizlenmeye geldim.”

Domuz, çamurlu gövdesini ağaca sürterek kaşındı:

> “Sen dışını yıkıyorsun, aşağıdakilerin içi lağım. Bizim çamurumuz kurur dökülür, onlarınki çıkmaz. Sallanmaya devam et, belki düşürürsün sırtındaki şehri.”

O gece Muhammed rüyasında, sırtında minareleri ve damlarıyla bir şehir taşıdığını gördü. Her sallandığında bir çatı düşüyor, altında ağlayan bir çocuk beliriyordu. Domuzlar ise rüyasında bile onu izliyordu.

Muhammed çaresizce yeniden sallanmaya başladı. Bu kez, en sadık ve en haram ümmeti onunla birlikteydi. Dağın sessizliği, şehrin uğultusuna karıştı. Gökyüzü sessizdi, ama çamur konuşuyordu.

Ve Muhammed, dağın gölgesinde, domuzların ritminde, kendi sarsıntısında kayboldu.

[TR]

Ölüm Kol Geziyor Sokaklarında

08/08/2023
Şafağın sökmesine daha vardı, belki birkaç sokak. Ay ile kutup yıldızı iki aydır sürekli yer değiştirip duruyordu. Kim kime yaklaşıyor ya da kimlerden uzaklaşıyor ayırdına varamıyorduk. Hayattan mı, kendimizden mi yoksa varlığına kendimizi inandırdığımız hayaletlerden mi kaçıyorduk? Yalnız edilen bir kıyım olur diye kahvaltıdan uzaklaştım mesela. O yumurtayı ben kırmak istemedim. Tenasüp deyip geçmekten sıkıldım. Koşmak canlandırır diye eyleyip uzaklaşmaktan yoruldum. İçki masasındaki yavaş ölümlerin sokaklara taşmasından korktum. Çevir kazı yanmasınlardan, tatlı su balığı taklitlerinden midem bulandı. Kusmak istedim lakin içtiğim onca şeye yazık olurdu.

[TR]

Terk Ediş

09/08/2023
Defalarca bu şehri ben de terk etmek istedim. Başarısızlıklarım, hayal kırıklıklarım, hüzünlerim, bazı manzaralara bakamadığım oldu mesela. Bazen bir kadın için bazan bir adamdan dolayı gelip gidişlerim oldu. Dolayı içine, son kertede zeytin gözlüm diyene kaçtığım değil kahvaltıda siyah zeytini seven için gidemediğim, kaçamadığım şehirde olduğumda evrildi. Büyüdüğünde, gözünde büyüttüğünde, klişe olacak belki ama içindeki nefreti nereye sığdıracağını bilmediğinde ve kavga içinde olduğunda kendinle sen de belki o çocuğu dinlersin. Can çekişti bu ruh sevmemek için ama sonu matem. Gitmek için erken, kalmak için henüz daha geç olmadığında dolayılar içine dönüşür derinde. Derin sızı sonra o çocukla konuştuğun monologlara dönüşür. Manzarası güzel o yerde, o yatar ve sen yanında otururken seni tutar o şehirde ve Rifat diye birinden bahsedersin ona kendi sesinden; o da sonraları Lucas’tan bahseder belki sana. Hayatında kimselere bahsetmediğin rüyan, muhteşem bir ay ışığı altında belki de Mauricio ve Lucio’da olduğu gibi gerçek olacaktır.

[TR]

Yakıcı Yakarış

12/08/2023
Sözcükleri yaktım. Benzinim bitti o gece. Yürüyerek gittim evime. O gece ondan önceki gecelerde olduğu gibi sevişmedik. Damarında akan kanını, gözündeki hüznünü, kaçan bakışlarını hissettim ama yakalayamadım. Sesimi başkalarının yazdığı cümleleri okumak için tükettim. Kendimden kaçar ve kendim olamazken zaten nedendi bu çaba. Kaçırdım. Kargalarla dost olmak istedim. Yolumu paylaşmak istedim, yolunu paylaşmak istedim. Belki de bir cevize bakardı başlangıcı dostluğumuzun. Kendimi pek zeki sanma sanrısından ibaretti oysaki. Bolca içilen tütünden kurumuş ağzım, titreyen elimden bira dökülen gömleğim ve aç ruhum dışında bir şey yoktu o gece bende. Yani farksızdı diğer gecelerden. Sözcüklerimle birlikte ben de yandım. Eskisi kadar ıslak olmadığımdan çabucak tutuştum.

[TR]

Sıkıcı

07/01/2024
Çok sıkıldım. Yolunda gitmeyen ilişkilerden, yalancı sözlerden, at gibi gidip it gibi gelişlerinden, beş para etmeyen düşünceleri satmaya çalışmalarından, üç kuruşluk havalarından, dünyanın hakimi tavırlarından, her şeyi ben bilirimcilerden ve benzeri tüm ahlaksızlıklardan…

[TR]

Değişik

-Çocukkende böyleydi bu.
-Nasıldı?
-Böyle işte.
-Onu diyorum ben de işte, nasıl?
-Bilirsin ya.
-Oğlum, neyi bilecem lan ben? Müneccim boku mu yedim de bileyim. Söylesene!
-Değişik.
-Nasıl?
-Değişik işte.
-Bak bu sabaha kadar sürer.
-Ne sürer abi?
-Abine başlatma şimdi. Anlat işte.
-Bu şimdi bebekken ateşli hastalık falan geçirmiş ya. Belki ondandır diyorum.
-Dolandırmadan anlatsana la mevzuyu?
-Diyorum ki…
-Ne diyeceksen de artık be adam.
-Abi, kesmesen anlatacağım zaten.
-La, ben mi kesiyorum yoksa sen mi kesik kesik anlatıyorsun. Bi’ de bunu düşün şimdi!
-Ayıp oluyor abi.
-Ne ayıbı lan. Kaç saattir sadede gelmemen ayıp değil de benim bu yaptığım mı ayıp oldu şimdi? Ne ara bu kadar ılık götlü oldun sen?
-Abi!
-Başlatma lan abinden şimdi. Doğru düzgün anlatsan bu kadar laf salatası olmayacak zaten.
-Abi şimdi bu adam ara ara böyle boşluğa bakıyor, sessizleşiyor bazen de ansızın tüm siniri bir anda çıkıp değişik bir adam oluyor ya. Bence bunun sebebi şu ateşli hastalık işte.
-Biz mi iyi edicez adamı la, sal işte. Neyi, neden üsteliyorsun ki? Sana zararı mı var?
-Abi, anlamıyorum işte. Anlayamamak ve yardım edememek rahatsız ediyor. Neticede biz onun dostları değil miyiz?
-Belki değilizdir. Biz öyle düşünüyoruzdur. Olamaz mı?
-Olabilir abi.

02   Keşfet

Günün
seçkisi.

Günün Plağı

Around The Fur

Around The Fur

Deftones • 2011

Filmler

Chef
Chef
The Secret Life of Walter Mitty
The Secret Life of Walter Mitty
Reality Bites
Reality Bites
Frankenstein
Frankenstein

Diziler

Severance
Severance
Small Prophets
Small Prophets
After Life
After Life
Fleabag
Fleabag
Berserk
Berserk

Kitaplar

The Sheltering Sky - Paul Bowles
The Sheltering Sky - Paul Bowles
Kör Baykuş - Sadegh Hedayat
Kör Baykuş - Sadegh Hedayat
Ah! - Defne Sandalcı
Ah! - Defne Sandalcı

03   Oyna

Laboratuvara
girin.

Bir V60 fizik simülatörü. Yatak hiçbir hatayı unutmaz.

Protokolü Başlat

04   Atlas

Dünyayı
tadın.

Karanlık bir kahve haritası. Yüzlerce çekirdeğin kökeni.

Haritayı Aç

05   Bağlan

Bir öneri
bırakın.

Film, kitap, şarkı veya kahve çekirdeği önerin.